• Atahan'la 2006
  • Chevrolet Silverado 1980
    Custom Deluxe

Korku, pişmanlık ve kararlar üzerine.

Korku, pişmanlık ve kararlar üzerine.

“Korkarım düğmem kopmuş” veya “O tatlıyı yememeliydim” korku ve pişmanlığındaki abartılı duygu hafifliklerinden bahsetmiyorum. Niyetim; insan hayatına yön veren, pişman olmamak adına korktuğumuz büyük duyguların boyasını kazımak. 

 

“Önce korku; korkunun çizgisini geçtiğinde pişmanlık sonra gelir” sıralaması akışa uygundur. Bu korku iki çeşitlidir. Toplumsal tepkinin sonuçları ve inanç sisteminde karşılaşılacağına inanılan sonuçlar. Bazı durumlarda da her ikisi.

 

Toplumsal tepki; hukuk, ahlak, dayanışma ve kültürel kuralların dışına çıkılan durumlarda reaksiyon ve ceza olarak gelir. İnanç sistemindeki tepkiler ise kişinin çoğunlukla yaşam sonrasında karşılaşılacağına inandığı azaplardır.

 

Medeni toplum anayasalarında ceza, çoğu zaman tecrit ve para olarak ikiye ayrılır. Dinsel/öğretsel inanışlarda ise taahhüt edilen ceza, aklının alabildiği ve hayal edebildiğinin en büyüğü olarak tanımlanmaya çalışılır.

 

Bu dayatmalar, toplum kalite ortalamasını yukarı çekmeye çalışırken kısa ve kestirme yolun cazibesi ise her alanda aynı toplumu aşağıya çekmeye çalışır. Bulunulan çizgi toplum ahlakıdır.

 

Ahlak, aslında toplumsal değil bireyseldir. Ancak, bireysel ahlak ortalaması toplumsal ahlak standardını belirler. Bu nedenle İsveç, Suudi Arabistan, Venezüella, Türkiye, Porto Rico ve diğer ülke ahlakları birbirine benzemez. İnanç ve medeni hukukun evrensel olduğunun kabul görmesine rağmen, kavramların bu kadar farklı yorumlanmasının bir sebebi vardır.

 

Çünkü;

Çünkü, insanlar neredeyse her zaman haklıdır.

 

Köpeğe vurmamalıydın, üzerime geldi!

Çalıyı kesmemeliydin, ayağıma dolanıyordu!

Sineğe patlatmamalıydın, elmama kondu!

Karını öldürmemeliydin, sevgilisi varmış!

Rüşvet almamalıydın, kolaylık sağladım!

 

Kötücül eylemlerde bile herkesin haklı hissettiği yerde, gerçek pişmanlığın olmaması normaldir. O yüzden, eylem ister cinnet süratiyle gelişsin ister planlı; zalimin aynı hızla ilk katlettiği kendi ruhudur.

 

Pişmanlık kelimesinin varoluş sebebi sadece iyi insanların sebep olduğu kazalardan sonra hissettiği duyguyu anlatmak içindir. Üniversiteyi son sınıfta bırakmak veya çocuk sahibi olmamak gibi yaşam kesitlerindeki önemli ayrımlarda yanlış yönü tercih ettiğini sanmak sadece üzüntü, acınmak ve kendine esef etmek olarak açıklanabilir. Toplum genelinde yanlış sayılan yol, tercih edildiğinde karşılaşılan sonuçlar kişi açısından pozitifse bu pişmanlık da yaşanmaz. 

 

Pişmanlık sonuç duygusu, vicdan çatı duygusudur. Pişmanlık, haksızlığı veya yanlışlığı değil, sonuç korkularına ulaşmak istememe çabasını ifade eder.

 

İnsanı kötücül olmaması için gerçekten durduran tek duygu sadece vicdandır. Kesinlikle ama kesinlikle insanı diğer canlılardan ayıran tek, kesin, net duygu “Vicdan”dır.

Vicdan bir reflekstir.

Vicdanı destekleyen önemli unsur konuşur ve okur olmaktır. Sadece insanda bulunmasının temel sebebi de budur.

Bir köpek birini ısırıp cezalandırıldığında bunu bir daha yapmama sebebi sadece tekrar cezalandırılmamak içindir. Bir köpeğin deneyimlemeden iyi ve kötüyü ayırt edebilmesi mümkün değildir.

 

Oysa her insan vicdanıyla doğar. En zor katledilen kişisel duygu da vicdandır. Pişmanlık beyin ile yönetilirken ve kendi söylediği yalana tekil olarak kendi inanıp bünyedeki etkisini azaltırken, vicdan bir elin diğeriyle mücadelesi kadar yakın, keskin ve kötüye karşıttır. İnsanı vicdanından uzaklaştıran en önemli etken kendini haklı hissetmesi yanılgısında yatar. Vicdan öğretilmez; sadece vicdansız olunacak öğreti ve örneklerden kaçınılması halinde geri kalan saf vicdandır. Bebeklerin çocukluk dönemine geçerkenki izlenim ve deneyimleri merkez üssü olan vicdandan ne kadar uzaklaştıklarını bir miktar belirler. Orijin vicdandır. Öldürülebilmesi için çevresel ve kişisel faktörlerle çok fazla sabote edilmesi gerekir. Başarının, mutluluğun, aydınlığın, refahın ve daha nice tüm iyi duygu ve yaşamsal kalitenin temelinde, en derininde vicdan yönetimi yatar.

 

Atlanmaması gereken son husus ise vicdanın optimize tutulması gerekliliğidir. Vicdan, kötücül olmamakla sınırlanmalıdır ve bunun sonucu iyicil olmaktır. Vicdanın iyicil olmak, iyilik yapmak çizgisini geçerek aşırıya dönüşmesi yani doz aşımı haline bürünmesi durumunda faydadan uzaklaşarak bireye zarar vermeye başlar. Birinin hakkını yememek vicdanlı olmaktır, birinin hakkını vermek iyiliğe yönelimdir, birine kendi hakkını vermek aptallıktır.

 

Birbirlerine yakınlıkları bakımından bahse konu kavramları sıraladığımızda; kötülük, pişmanlık, vicdan, iyilik, aptallık olarak dizebiliriz. Tüm sıralamalar düzlem değil daire olarak düşünülmelidir ve dizini dairesel olarak tanımladığınızda kötülükle aptallık yan yana durur. Durulması gereken en rasyonel aralık vicdan ile iyiliktir.