Reddetme, sana iyilik yapacağım!

Reddetme, sana iyilik yapacağım!
Farz et;
Bir medya şirketinin 32 kişilik ekibinde gazeteci, muhabirim.
İdari İşler Müdürü koşarak odaya girip, heyecanla “Patron şirketi Kuveytlilere satmış” diye bağırdı.

 

Farklı zaman ama aynı kesitte boğazımdaki demir halkaya bağlı zincirden sürükleyerek bir platforma çıkartıp aşağıdaki iyi giyimli alıcılara doğru yüzümü döndürdüler. Tuzakçı çığırtkan avazı çıktığı kadar bağırdı “Haber yazar, yorum yapar. Avrupa’nın entelektüel köylerinden koparılıp getirildi, üç dil biliiiiiiir”.

 

Alıcılar arasından Charles Lutwidge Dodgson çıkıp; yapmaz ya “Ellerini göster bakayım, kalem nasırı var mı?” diye sordu.
Arada benim için bir fark yoktu.
Harikalar diyarını hayal eden Dodgson’nun beni aç bırakmayacağı ve güzel bir yatak vereceği de kesindi üstelik. O şartlar Beylikdüzü’ndeki 1 artı 1’den daha iyi bile olabilirdi sanki.
Günümüz ofisinde müdürün; “Bu yazıyı bitirmek için iki saatin var. Hepimizin eşi hasta oluyor, konsantre ol” demesiyle Dodgson’un hayal dünyasındaki sanrılarından birinden kopup elindeki kamçıyı omuzuma patlatması arasında biri ruhumu diğeri ise omuzumu acıtacak olmasından başka hiçbir fark göremiyorum aslında. Hatta kamçıyı tercih bile edebilirim bu anlamda.

 

Kölelik bitmedi. Sadece evrimleşti..

 

Çünkü…
Çünkü ülkeleri akademisyenler değil politikacılar yönetiyor da ondan. Siyaset bilimi profesörünü belediye başkanı yaptığında büyük olasılıkla ilk pazarlıkta taşeron temizlik firmasından sağlam bir kazık yiyecek.

 

Bu bağlamda;
Demokrasi köleleri şirket el değiştirmeleriyle alınıp satılırlar. Dileyen kölenin kendini azat etme kararını vermesi ve hatta “Sahip” olma fırsatını değerlendirme hakkı vardır.
En rağbet gören modeldir. Çünkü diğer yönetim biçimlerinden farklı olarak içerisinde aksiyon ve heyecan vardır.
Başardığında kişisel tatmin, başaramadığında sersefil olma makası oldukça açıktır ve bu aralık insan ruhuna özgür olduğu fikrini enjekte etmektedir. İçerisindeki gizli kurallarla monarşiden oligarşiye, teokrasiden federasyona kadar diğer tüm modelleri de saklayarak barındırır.
Bir tuzak değildir, tüm beklentileri karşılayan yegâne platformdur aslında.
Ha, bir de tüm bunların farkında olmandan yönetenler hiç hoşlanmazlar; esasen sen de...

 

Bu yüzden günümüzde patronsan sistem sana “İstediğin ticari hamleyi yap, kalanından vergi verirsin” derken, çalışansan; “Sen ne yapacağını bilmezsin. Önce vergini ver, sonra kalanla yetinirsin” demektedir.

 

Akıllı patronlar, vergi öncesi şirket karlarının bir bölümünü çalışanlara dağıtarak onların da kendilerini “Sahip” hissetmelerini sağlar. “Maaş artı prim” modelindeki prim Dodgson’un kamçısıdır aslında.

 

En iyinin en iyi olmak için verdiği çaba bile egoist bir bencillikle açıklanabilir; Reddetme, sana iyilik yapacağım!
 
 
Hayat, ya her şeyin farkında olarak akan nehirde ne tarafa yüzeceğine karar vermek ya da hiç bir şeyin farkına varmadan şelaleye doğru gitmek olmalıdır. Şahsen doğduğum gün sonra unutabilmek kaydıyla her ikisi de anlatılıp tercihim sorulsaydı kıyıların farkında olmamayı seçebilirdim şüphesiz. Çünkü şelale, farkında olanların da kaçınılmaz sonudur. Kıyı; ölümden kurtuluş değil, şelalenin farkına vararak görece dingin sularda daha çok debelenmektir aslında. Kıyıya bir eser bırakıp “Buradan geçmişti” denmesine oynamaktır ve gerçekte çok anlamlı gözükmekle birlikte hiç de rasyonel değildir.

 

Gri bölgedeysek maalesef ve biraz uyandıysak her şeyi bilmemek için artık çok geç.

 

Bir genç cenazesinde grim parlaklaştı ya da karardı. Mezara inmeye yeltenen bir akrabaya kısa boylu olup cenaze yukarıdan sarkıtıldığında kucaklayamayacağı endişesiyle izin vermediler. Hem cenaze benden gençti hem de akraba daha kısa boyluydu. Kenarda ağlayan hala gidene gittiği için değil, onu bir daha göremeyeceği için aslında ağıtı kendine yakıyordu.
Ben kim oluyordum ki!

 

Ütopyalar ve mucizeler bu Dünyaya aittir. Uzaylılar bile belki buradadır belki de bir gün çıkıp gelecekler. Hatta biz bile gidebiliriz az sabredersek.
Ama kölelik hiçbir zaman bitmeyecek.
Sosyal hiyerarşiler son bulmayacak.
İş yerinde sadece daha yaşlı olduğu için senden daha doğru yaptığı varsayılan yöneticinin dangalaklığı her zaman kabul görecek.
Ve her zaman politikacılar kazanıp, akademisyenler kaybedecek.

 

İşte tam olarak tam da bu sebeplerden demokrasi şahane bir şeydir. İnsan karmaşasında ona uygun üretilmiş en iyi yönetim modelidir. Bu kargaşa içerisinde birilerinin sadece çıkarlar uğruna herkese farklı konuşmasından daha doğal, daha organik ne olabilir?

 

Ne yani; uzun boylularla kısa boylulara aynı şeyin söylenip, yaşlılarla gençlerin aynı sözlerle mi ikna olmasını bekliyordun?
Saçmalama...