Abim.

Ailemin tek erkek çocuğuyum aslında. Bildiğim kadarıyla biyolojik bir ağabeyim bulunmuyor. Onunla, 1992 yılında Atatürk Havalimanı’na başmüdür olarak atandığında tanıştım. 

 

Ben Hürriyet Gazetesi’nin havalimanı muhabiriyim. Öğlenleri yediğim, gazetenin ödediği mütevazı öğle yemeklerinin faturası maaşımdan yüksek tutuyor. Gazetecilik bugüne göre müthiş itibarlı bir meslek biz de onun üç otuz maaşlı cengaverleriyiz. Paramız olmasa da iyi beslendiğimiz söylenebilir. İdealizm tavanda. Çürük elmalar hariç, küçük bir çeteden oluşan havalimanı muhabirleri olarak doğrular için çarpışıyoruz her birimiz.

 

O; dev cüssesine, sert mizacına tezat pamuk kalbiyle 1992 ilkbaharında gelip gönlümüze kuruldu. Onun da iyilikler adına savaştığını görünce başladı kayıtsız dostluğumuz. Tüm başarılı iyiler gibi delinin teki aslında. Bir anlamda soyadı gibi Kabadayı. Michael Jackson, konserini iptal edip binlerce hayranını stadyumda piç gibi bırakıp giderken kule telsizini alıp uçağının pilotuna “İlet lan bu mesajımı ona” deyip saydırmasını haber yapmadık tabi. Tıpkı Lufthansa Türkiye Müdürü’nün Almanca yazdığı nobran dilekçesine akıcı Almancasıyla “Burası Türkiye. Havacılık konuşacaksan İngilizce, dert anlatacaksan Türkçe yazacaksın bundan sonra” demesi gibi. Bir yıl sonra Sivil Havacılık Genel Müdürü olup Ankara’ya dönünce hayat daha da güzelleşti.

 

Haram helal, hak hukuk bilen onun gibi biri havacılığın en yüksek bürokratı olunca yerlerde sürünen havacılık gerçek anlamda uçtu haliyle. Gece gündüz çalışmasına dayanamayan sekreteri kaçıp gittiğinde kendi telefonlarına kendi bakmaya başladı sesini değiştirerek. Ekibindeki idealistler vatan kurtarmanın keyfini yaşarken sülükleri kendi yöntemleriyle eledi yakın çevresinden.

 

94’de Ankara’ya asker olarak gittiğimde tüm yoğunluğuna rağmen moralimi uçuran ziyaretleri, gelirken getirdiği birkaç kilo meyve, birkaç paket sigara Aksi ruhumu ıslah edip kardeşlik mertebesini çıkmamacasına benliğime çaktı. Rahmetli babam, onunla paylaştığım detaylar sonrasında “Bu abiliği unutmayacak, saygıda kusur etmeyeceksin” vasiyetini de dikte edince kardeşlik mertebem onaylanmış oldu.

 

Milyonlarca dolarlık yolsuzluğu takip ederken bizzat yayın yönetmenim tarafından “Bırak Rauf’cum bu kafayı, eskidi bu tarz gazetecilik. Senden duty free’de en çok satılan şarap ve parfüm listelerini bekliyorum her hafta” dediğinde ağlayarak koştuğum abim de zaten o tarihlerde sistem dışına itilmişti. 

 

99 Aralığında Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yönetimi teklif edildiğinde “Benden artık ihtiyar heyeti çalışır. Ama size bir joker veriyorum” diyerek beni öne sürdüğünde şüphesiz bu hamle kimsenin hoşuna gitmemişti. O karizmaya itiraz edilemediğinden hayat yolculuğum patika zorluğundan otoban konforuna terfi etmişti 2000 Şubatında.

 

Başarı saydığım hikayelerimi ballandırarak anlattığımda tasdik mahiyetindeki kükreyerek gülmelerinin her biri Pulitzer, Oscar, Nobel etkisi yapmıştır doğruluk yolumda. Kuran’ı tüm tefsirleriyle okumuş çağdaş bir müslüman olduğu, ülke millet kavramlarını ince ayrıntılarına kadar bilen gerçek bir Atatürkçü olması gerçeğinden hareketle önce inanç sistematiğimden sonra da ondan korkmuşumdur “Yanlış yapmışsın lan” diyeceğinden. Hayat doğrularımın balansı, tereddütlü hamlelerimin kalibresi olmuştur yıllardır.

 

Çalkantılı hayatlarımızı dibine kadar paylaştığımız, acı günlerimizde hep birbirimizi sırt sırta dayalı bulduğumuz bu dostluk, yaşamımın en önemli madalyasıdır. Benim gibi bir kontrol manyağının sıfır endişeyle teslim olduğu birkaç adamdan biridir abim.

 

Bu kardeşliği deşifre etmeme kızacağı ihtimalini göze alarak yazmak isterim ki “Dünya halen dönüyorsa bu gibi insanlar sayesinde” kavramının Dünyayı sırtlamış yegane hamallarından biridir benim abim. Hayatınızda benimki gibi bir Kayıhan Kabadayı varsa ne mutlu size. Onlardan o kadar az bulunuyor ki umarım mahrum değilsinizdir.