Donup kalma, algıla!

Donup kalma, algıla!

Bengladeş'le ilgili bir belgesel seyrettim az önce. Kamyonların üzerinde gayet doğal bir biçimde seyahat eden insanlar ülkesi. Kamyon üzerinde seyahat, içinde olmaktan yarı yarıya daha ucuzmuş. Yani işin bir de tarifesi var. Kamyon sıkı fren yapınca ne olacağını herkes biliyordur ama yaşamı, yaşam zorlukları yüzünden algılayamamış esmer Bengladeşliler.

Trafik polisinin elinde bir ip var. Geçilmesini istemediği şeridin ucunda bir boruya bağlamış. İpi çekip gerince insanlar duruyor. Trajikomik, ama orasının gerçeği de bu.

Geçenlerde de insan boyu yükseklikte ağaçlara yuva yapmak zorunda kalan bir kuş izlemiştim. Bir yırtıcı yuvasına yaklaştığında onu uzaklaştırmak için yuvanın uzağında bir yerde kanadı kırılmış numarası yapıyor. Ama bir sığır yaklaştığında ise burnunun ucunda çırpınıp yolunu değiştirmesini sağlamaya çalışıyor. Yani, algı her canlıya göre değişen bir durum. İnsan için ise insandan insana değişen bir "Fark etme" duygusu.  

Hazır kaptırmışken bir başka belgeselden denizdeki memelilerin yavrularını nasıl emzirdiğini anlatacaktım ama konumuz trafik ve motosiklet. Bu Kerten yamyamdır, ModeRider dinlemez beni bile yer.

Hiç üzerinize doğru devrilmiş bir çöp kamyonu taklalar atarak geldi mi?

Benim yıllar önce geldi.

"Donup kalmak" eylemi, daha doğrusu eylemsizliği öyle durumlara ait bir tanım işte.

Ben donmayıp kendimi otomobille birlikte rampadan aşağıya atıp çiziksiz kurtarmıştım durumu.

Hani tıp dilinde "Şok" dedikleri şey budur işte. Olay anı ve sonrasında normal hayatla o yaşanan gerçek travma arasında bir yerde takılıp kalmaktır.

İnsan genellikle günlük yaşantısında karşılaşmadığı olayları yorumlamakta, bunlar hakkında bilinç sahibi olmakta zorlanıyor.

Mesela ölüm.

Hiç ölen olmadığı için içimizde kim ne diyebilir ki?

Pekala, pekala topluyorum.

Trafikte hareket halindeyken başımıza gelebileceklere hazırlıklı olmalıyız aslında. Yani siz şeridinizde paşa paşa giderken bir otobüs sizin şeridinizden üzerinize doğru geliyorsa "Yok canım daha neler. Nasıl olsa görüyordur beni kör değil ya. Şimdi geçecektir şeridine" diye düşünmek yerine bence "Aha .çtık. Sonunda kör bir otobüs şoförü bana denk geldi. Ulen kendimi hangi iğne deliğinden geçirsem bu işten yırtarım" modunda, paniksiz bir biçimde alarm zillerinizi devreye sokmalısınız aslında.

İşte böyle bir durumda alarma geçememek "Donup kalmak" fiilidir. Hurt raporunda kaza geçirenlerin son ana kadar freni yeterince sıkamadıklarına sebep olan insani faktör yani.

Yangında çoğunlukla dumandan boğulanlar bu işi olay anında tam olarak algılayamayanlardır genellikle. Elindeki kokteyl bardağını bırakamaz insan vallahi. Ben bir kez sıkı bir dayak yemiş ve elimdeki yemekte olduğum mısır koçanını bile atamamıştım.

Bilincinizi eğitmezseniz genellikle beyin abimiz böyle olaylara pek karışmıyor anlayacağınız. Yani muhtemelen beyin komuta merkezi, gözden gelen görüntü ve diğer duyu organlarıyla işlenen veriyi yorumlayamıyor. Oradaki görevli nöbetçi komutan hücre kardeşimiz, "Bana çabuk karaciğeri bağlayın. Akşam içilen tekilaları eritememiş bizim dana" şeklinde sağa sola bağırıyordur son anda kim bilir.

Bunun bir de tam ters versiyonu vardır. Hani, köpeğe çarpmamak için uçuruma yönelmek gibi. İki şiddetinde depremde "Aha da çöküyor" diye 16. kattan betona atlamak gibi. Çukuru gördüğün anda freni dipleyip dizlikleri denemek gibi.

Bilincinizi, beyninizi, nöbetçi hücrelerinizi eğitin. Sinemaya girdiğinizde acil çıkış yazısına şöyle bir bakın ki dumanı görünce perdeye koşmayasınız.

Paranoya sınırından, kendi kendinize üreteceğiniz komplo teorilerinden bahsetmiyorum. "Donup kalmak" yerine "Soğukkanlı davranmak" geçişini tüm evreleriyle tamamlamış olmanız gerektiğini söylüyorum. Bengladeşli gibi davranıp kendinizi kadere, otobüs şoförünün fren hassasiyetine terk etmeyin. Yaşadığınız anın, hayat kesitlerinin ve acil durum çıkış tabelalarının, zillerinin, alarmlarının farkına varın;

"Donup kalmayın"