Duyularınla değil, duygularınla kullan.

Duyularınla değil, duygularınla kullan.

Yıllardır uçan deneyimli kaptan pilotların içerisinde değil otomobil, bisiklet kullanmasını bile bilmeyenler olduğunu öğrendim geçen gün. Anlamam; itirazım yok, demek ki olabiliyor. Ancak iddia ediyorum; trafiği okumasını bilmeyen motosiklet kullanamaz. Bu da malum, uzun yıllar otomobil kullanmakla edinilen bir tecrübe.

Motosiklet denen bu dengesiz aletin üzerinde gitmekten, viraj almaktan, yokuşta durup kalkmaktan değil; sabah evden çıkıp işe gitme becerisini en az riske girerek tamamlamaktan bahsediyorum.

Motosiklette sürücü hatasıyla birden fazla ciddi kaza atlatmak öğrenmediğiniz, öğrenemediğiniz anlamına gelir. Reşat Arbaş’ın deyimiyle; “Motosiklette başınıza göktaşı düşse sorumlusu sizsiniz, algılayacaksınız”

“Hadi len” demeyin, anlamaya çalışın.

Ben trafiğini okuyamadığım için Kıbrıs’a ilk gittiğimde taksinin ön sol yolcu koltuğunda bile karşıdan gelen otobüs sağımızdan geçip giderken kalp krizi geçiriyordum neredeyse. Çin’de de araç kullanabileceğimi sanmıyorum. Gerçekten Çince gibi yani, okumanız mümkün değil. Avrupalılar da ben oralarda motosiklet kullanırken genellikle şok geçirirler. Latin alfabeyle yazılmış bir kitaptaki “Mim” kadar tuhaf ve şaşırtıcı gelirim onlara.

Sağ taraf bomboşken sola dönüş için arkaya dizilen kırkıncı araç olmaktan gocunmayan Avrupalı, motosikletle kendimi buralarda sanıp en öne geçmek için sağından geçen beni gördüğünde işaret parmağını kafasına tık tıklayarak akli dengemi sorgular çekinmeden, şahit olmuşumdur.

Gelelim buralara.

Türkiye’de, hatta İstanbul’da motosiklet kullanmak çok ama çok ciddi ve riskli bir iştir. Ya kuralına göre hareket edersin ya da kuralsızlığın kuralı seni çiğner geçer.

Tek bir anda;

Zemin kalitesini, viraj sulamasını, iki araç öndeki hanım sürücünün muhtemel kararlı gereksiz tuhaf eylemini, sağındaki aracın telefonu boş kafasıyla sağ omzuna sıkıştırıp konuşan ve bu yüzden sol aynasına bakması mümkün olmayan sürücüsünü, arkandaki asprin yetiştiren ecza deposunun ticari aracını, aynanda uzaklardan koparak gelen Mini’nin şapkalı yeni yetme makas düşkününü, ambulansların cüretkar gidişlerini, onların arkasına takılan rallici avantacıları, apartmanın dördüncü katına bakarken elini gözüne güneş siperliği yapan adamı işaret etti sanıp sol şeritten kendi hizasındaki sağ şeride kazıklama frenle dalma potansiyeli olan taksiciyi, iki araç önde yavaş yavaş giden amcanın aynayla-kornayla ilişkisiz Alzheimer durumunu, artçının birden sağına doğru eğilip “Ay Selami bak yanından geçtik Waikiki’de indirim başlamış” feryadıyla karışık yaşayacağın her türlü dengesizliği, Reşat’ın yukarıdan düşmesi muhtemel meteorunu, camdan boş pet şişe atan ayıyı, dün gece varolan ama geceleyin çalışkan belediyemiz veya karayollarımız tarafından sökülmüş asfalt nedeniyle oluşan mezarlık güzergahlı bir defa girdin mi içinden çıkılamaz kanalları, trafik ışıklarında bekleyen araçlar nedeniyle oradaki zemine damlayan yağların oluşturduğu kayganlığı, iki liraya satmak için hırsız bile diyemeyeceğimiz mahlukların özel düzenek yaptıkları kamyonetleriyle arakladıkları rögar kapakları nedeniyle düştüğünüzde Yassıada açıklarından çıkabileceğiniz lağım deliklerini, uçağa yetişmeyi senin hayatından önemli sayan, dörtlü flaşör yakınca her türlü dangalaklığı yapma hakkını kendinde gören kariyer odaklı orta seviye yöneticileri…

Derken…

Yer bitti…

Oysa daha yazının girişindeydim aslında.

Bunların hepsini içerisinde bulunduğun tek bir an içerisinde öngörüyor, algılıyor, karar veriyor ve kendini ona göre düzenleyebiliyorsan devam et. Cevabın “Hayır”sa trafiği okuyamıyorsun demektir ve her an başına bir göktaşı düşebilir dostum.

Haberin olsun.