Gazlarken gaza gelmeyin.

Gazlarken gaza gelmeyin.

Bu kış motosiklet hayatımın en gurbet dönemini geçirdim. Ofisin garajındaki benim laciyle gezemedik bir türlü. Her akşam arabayla çıkarken başımı çevirdim görmesin beni diye. Selesi kedi genelevine, aynaları örümcek lokantasına dönmüş lacinin "Ulan bunu da mı yapacaktın be!" serzenişini duyacağım diye hep acele ettim giriş çıkışlarda.

Havalar ısınıp sağını solunu parlatınca barıştık tabi, doğduğu günden beri tanırım keratayı ne de olsa. Birlikte gazlayınca da fark ettim ki ayrı kaldığımız süre sanki ikimizde de arası kapatılası bir hasret uyandırmış; gazlayıp duruyoruz. Meğer kışın geçilecek ne çok araç birikmiş.

İki küçük hacimli motosikletin geçen gün ışıkta kalktıktan sonra beni geçmek için verdiği amansız slalomlu mücadelede aklım başıma geldi. Herkes kendi lacisiyle, pembesiyle, kırmızı şimşeğiyle aynı durumda demek ki. Haliyle kendi kendimizi gaza getiriyoruz aslında. İşin tuhafı kışın durağan günlerinin ruhumuzda yarattığı mengeneden olsa gerek birçoğumuzda birisi bizi geçtiğinde oluşan psikolojik sendrom bahar günlerinde antikor seviyesini sıçrayarak geçiyor.

Kendim ve laciyle birlikte içimdeki canavarı da henüz ateş saçıp başımıza bela olmadan frenlediğimde gördüm ki etrafımdaki bu yılın tüm tatlı su motorcuları aynı ruh halinde. Uçan uçana. Sonra zihnimdeki kendi kara defterimi açıp tek tek saydım. Benim karizmayla birlikte laciyi de çizen keyifsiz anları hep ya sezon başında ya da "Tamam ulan astronot olduk artık ne olacak ki" dediğim sezon sonlarında yaşamışız. Canınızı sıkmamak için buraya taşımadığım çok daha kötü olayların kronolojisi de hep bu dönemlere rastlar.

Bu arada hobi binicilerinin "Keyifler paylaştıkça çoğalır" sözünün sosyal sihriyle bir araya geldiği toplu sürüşler de hep bu günlerde start alıyor. Bilmeyenleri ikaz etmeliyim ki tehlikeye en açık sürüş anları grup halinde yapılanlardır. Atom mühendisi ciddiyetiyle gerçekleştirilmesi gerekir. Artçınızın "Aaaa Hilmi bak, Feridun beyler bizi geçti" cinsinden gaza gelinmeyecek, "Boş ver yavrum, en arkada kalalım ki motorları seyredelim" şeklindeki cevaplarla geçiştirilecek anlardır bunlar. "Of çok sıcak biraz kask takmasak ne olur ki" cümlesi sevdiğiniz artçınıza değil, onun ağzından vücuda gelmiş "Şeytan doldurur" cümlesindeki "Özne"ye aittir, unutmayın.

Motosiklet; üzerine atladığında gazlayıp gideceğin, iki bira çaktığında daha neşeli sürüş yapacağın bir araç değildir. Motosiklet, bir seyahate çıkmadan o seyahatin yarıdan fazla keyfini hazırlık aşamasında tattığın, motorunun yanında yavaş yavaş hazırlanıp ruhunu arındırdığın, üzerindeyken; dikkat, orada olma, farkına varma gibi duygularla kafandaki tüm vanaları açıp beynine ve ruhuna çakılı düşüncelerin aynandan uçup gittiği bir zihinsel eylemdir. Sen onu sadece ulaşım aracı olarak kullanırsan tüm öğretilere hem ayıp hem yazık edersin.

Bil ki en yasak olanlar en günah, en tehlikeliler en zevkli olanlardır. Motosikletin ne kadar keyifli olduğundan hareketle ne denli tehlikeli bir iş yaptığının farkına varmalısın. Her Haziran içeriği farklı olsa da meali aynı satırları sana yazıyor olmam gelecek yılın istatistikleri içerisinde azınlık rakamlarda yer almaman içindir.

Unutma: amaç varmak değil, yolda olmaktır.