Motosiklet nasıl alınır?

Motosiklet nasıl alınır?

Sigara içtiğim yılları hatırlıyorum. Tüm kötü kokusuna rağmen çok keyifliydi. Bu kadar tehlikeli ve zararlı olmasa valla bırakmazdım.

Alkolle tanışmam gençliğime, ahbaplığımız son yıllara dayanır. Saygıyla eğiliyorum “Yeşil Efe”nin önünde.

Patates kızartması sevmeyen var mı içinizde? Ama ıspanak için aynı sayıda kalkan el görmek zor, biliyorum.

Bu örnekleri cinsellikle süslesem çok daha anlaşılır olacak ama çizgiyi aşmayayım.

Demeye çalıştığım şey, ne kadar keyifli, lezzetli, hoşa gidiyor hah işte o kadar tehlikeli veya zararlı. İşi dozunda tutmak, bunun için de disiplinli olmak gerek.

Benzer kırıntıları toplarsak motosiklet de aynen böyle bir hobidir.

Onunla tanıştığında ne kadar tehlikeli olduğunu algılamalısın. Bunun için en önemli ipucu ondan aldığın keyiftir. Yoksa bu dünyada bu kadar keyifli olup da içerisinde paradoks barındırmayan bir eylem daha yoktur. Bilen varsa söylesin, ben de öğreneyim, ama yok… Belki sadece bir yerini kaşımak zarar-keyif denkleminde etkisiz kategorisine girer o kadar. Onda bile kaşınmak keyif veriyor diye kimse uyuz olmak istemez.

Ünlü İtalyan Moto GP yarışçısı Rossi’nin “Beni sadece korku durdurur” açıklamasını da bir atasözü olarak motosiklete her bindiğinizde kafanızın içinde görünür bir yere asmanızı öneririm. O bile şu anda evde kırıklarının iyileşmesini bekliyor hatırlatırım.

Yıllar önce bir organizasyonda Club Flipper’ın şu anda dalış sırasında vurgun yedikten sonra hayat kalitesini muhtemelen zor şartlarda sürdüren patronu Ahmet Bayer’le tanışmıştım. Konu motosikletten açılınca bir motor almak istediğini ve GoldWing’leri sevdiğini söyleyip fırsat bulduğunda bir tane alacağını söylemişti. Altı silindirli 350 kiloluk bir motosikletle başlamanın zor ve hatta çok tehlikeli olduğunu anlatmaya çalıştığım cümleler sohbetin arasında kayda girmeden uçup gitmişti.

Sevdiğim genç bir arkadaşım geldi geçtiğimiz günlerde. Yeni bir motosiklet almak istediğini söyleyip kriterlerini sıraladı, “Kaslı, hızlı bir şey. Ninja görünümlü mesela”

Benim için deneyim böyle böyle oluştu demek ki söylediğim ilk cümle “Böyle bir motor alırsan muhtemelen ölürsün” dedim ki doğrusu da budur. Böyle bir motorla başlamak okyanus açıklarında yüzme öğrenmeye çalışmak gibi bir şey.

Ya da şöyle anlatayım;

Arabalıda üç motor yan yana park ettik. Diğer ikisi arkadaş. İkisinde de racing var. Soket çorap, spor ayakkabı, şort, tişört olanda sadece kask var. Sohbet sırasında bir süre önce motosiklete o motorla başladığını söyledi. Lastiklerin ortası hariç her yeri yepyeni. Altındaki motor yanlış hatırlamıyorsam 170 beygir civarında olması lazım. Arada bir eşini de alıyormuş arkasına ama çok korkuyormuş ona bir şey olur diye. Mesela virajlarda da endişeliymiş.

Bu arkadaşa çok fazla bir şey söylemedim. Savaşta yanında ölümcül yaralanan tanımadığın birine nasıl sadece biraz su verebilirsin ancak ben de ona Reşat Arbaş’ın Motosiklet Teorisi kitabını önerdim, adımı söylemeden ve adını sormadan hayatlarımızı kesiştirmeksizin devam ettik.

Çünkü, farkında ama tercihi böyle yapmış. Ona söylenecek çok şey yok artık. Ben genellikle bu tarz kişilerle çok samimi olmamaya çalışırım. Bilinçli ve bencillik çizgisine basmaksızın en başta kendi sorumluluklarını bilen insan severim. Ne kadar iyi biri olursa olsun kendisine bu kötülüğü yapan biriyle zaman içerisinde neyi, nasıl paylaşabilirsin ki?

Unutmayın sadece henüz düşmemiş motorcu vardır.

Ama yine hatırlayın ki motorcular insanlığın mutluluk ve bunun farkındalığını aşmış azınlık kitlesidir. Ya içinde olursunuz farkında olan mutlular olarak.

Ya da kısa süre mutlu olup sonra farkına varamadığınız sorumluluğunuz olmadığından geçersiniz.