Hey! Ofisteki ciddi adam…

Hey! Ofisteki ciddi adam…

Beyaz saçları, sevimli yüzü, esprili haliyle keyifli bir adamdı. 60 küsür yaşındaymış. Bir üniversitede ders veriyor, sanırım çevre profesörü hatta. “Ben” dedi, “Motora binmeyi çok istiyorum ama artık bizden geçti”. Motora binmenin testosteronla bir ilgisi olmadığını anlatamadım.

Bundan birkaç gün sonra da büyük bir gazetenin haber müdürü ağabeylerimden birine uğradım. “Geçen gün” dedi, “Şakadan fotokopi bir A2 ehliyeti yaptık. Eve gittim ve motosiklet aldığımı söyledim. Hanımla birlikte çocuklar o kadar şiddetli tepki gösterdiler ki şaka yaptığıma pişman oldum”. Çok sevdiğim bu arkadaşıma bir tavsiyede bulunamadım bile.

 

Geçen ay, ben dört yaşındayken altını temizlediklerini hatırladığım, ilk uçurtmayı beraber uçurduğumuz, benim ilk, onun ise ilk ve son birasını beraber içtiğimiz, hayatımın her anının şahidi, kuzenim, arkadaşım, kardeşim, abim, babam, her şeyim dostumu 39 yaşında bademcik enfeksiyonundan kaybettim. Virüs beyne sıçrayıp ödem yapmış dediler. Beş günlük yoğun bakım sürecinde hastane bahçesinde bir iyi haber beklerken her arabanın bagajını açtığımda kaskımı gördüm. O süreçte doktorlar “Beyin ölümü” tabirini kullanmamış olsalar da beyinle ilgili umudu kestiklerini söyledi. Oysa böyle bir tespit genelde motosiklet binicileri ve akrabalarının korkulu rüyasıdır.

 

Ünlü bir işletmecinin “Kaplumbağa gibi yüz yıl yaşayacağıma, kelebek gibi bir haftayı tercih ederim” sözünden alıntı yapmak değil amacım. Elbette asıl olan en kaliteli ve uzun hayatı yaşamaktır, ama bu tam olarak kimin elinde ki?

 

Ben Allah’a, alın yazısına, kadere inanırım. Sen ister kadere inan, ister kozmik patlamaya, hatta Cem Yılmaz’ın esprilerindeki gibi ister beyaz peynire tapın, ister toteme bu hayatla ilgili eldeki tek gerçeğimiz sadece hatıralar ve hayallerimizdir.  

 

Oksijen çadırında uyuyan Michael Jackson bile bağışıklık sistemindeki sorunlarla boğuşuyor.  Detoks, hormon, anti-aging, derken geldiğimiz nokta hiç de iç açıcı değil.  Günümüzde insan ömrü uzamak yerine daha bile kısalır oldu. Ender Saraç ve Osman Müftüoğlu’nun hayatımıza kattıkları sadece çoğunlukla uygulayamadığımız diyetlerin vicdan azabı veya yoğun mutsuz programlar sonrasında belki bir beden incelmek olabiliyor. Disiplinli ve istekli insanlar bile hamster gibi en kaliteli zamanlarını amaçsızca dönen bir bandın üzerinde koşturmakla geçiriyor. Oysa, kimse ruhunu hapsettiğinin farkında değil.

 

Bakın YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a. Koskoca Profesörler profesörünün rahatlamak için seçtiği yolu görün. Trilyonları bulup vergi rekortmen listesine giren, üstelik ebeveynlerini bir trafik kazasında kaybetmiş, geçmişinde ciddi bir motosiklet kazası bulunan Acun Ilıcalı sizce aptal mı?

 

Bu sayfaları okuyanların en az yarısının motosiklet sahibi değil sevdalısı olduğunu ve restorana gitmek yerine yemek kitaplarıyla avunan sabırlı ama ürkek bir kitlemiz bulunduğunu yeni fark ettim. Maddi sıkıntıları aşamadığını söyleyenlere önerim küçük konforlardan vazgeçerek ayda 150 liralık bir ek bütçe yaratmaları halinde bile binecek iki teker bulunabileceğidir. O yüzden mazeret üretmeyin.

 

Yahu söylesenize; oksijen çadırında, evin baba koltuğunda, ofisin ciddi müdür beyi olarak hayatınızı geçirmek istediğinize emin misiniz?