Ayşe Arman modeli gazetecilik.

Ayşe Arman modeli gazetecilik.

Hanımefendinin madara durumunu okumuşsunuzdur. Son günlerde popüler olan pozitif düşünce tarzına yönelik bir kitabın yazarıyla röportaj yapmak istemiş. Soruları kendisine mail ile göndermiş. Gelen cevapları da sanki yüzyüze karşılıklı röportaj yapmış gibi köşesinde yazmış. Ama sonra bu cevaplar yazar tarafından reddedilmiş. Meğerse soruları cevaplayan zaten başkasıymış.

Kendisiyle 1996 yılında aynı gazetede çalışıyor olmamız nedeniyle birkaç dakikalık bir sohbetimiz olmuştu. Tam kapasite dominant ve doğru bildiğini söylemek adına kabalaşma riskini hemen göze alabilen birisi olarak kalmıştı hafızamda. Şahsen bir kadında olmasından hiç hoşlanmadığım bu iki özellik nedeniyle de kendisine yönelik pozitif düşünce besleyememiştim. 

Zaman içerisinde daha da popüler olduğunda yazdığı yazılar ve gazetecilik modeli nedeniyle de bu hislerim pekişmişti. Ancak bu süre içerisinde kendisinin doğru bildiği popüler gazeteci olmak yolunda Türkiye şartlarına göre kesinlikle doğru yolda olduğunun da hakkını verdiğimi  söylemek isterim.

Gazeteci kelimesi bir gazeteyi oluşturan neredeyse herkes için kullanılırken aslında tüm çalışma kategorilerini tasvir etmekte yetersiz kalır. Sayfayı çizen sekreter de gazetecidir, redaksiyon servisi çalışanı da. Muhabirden köşe yazarına, spor eleştirmeninden sağlık yazan doktoruna kadar herkes bu kelimeyle anılır. Neyse ki son yıllarda muhabirler kendi yaptıkları iş için “Haberci” kelimesini bulup kendilerini bu kargaşadan kurtardılar.

Genel olarak gazeteci, halkı bilgilendirme misyonu içerisindeki medya görevlerinden birinde çalışan kişidir. Makyevelist tarz ile donanmış, narsist egolarla süslenip aslında tembelliği benimsemiş, bencillikte tavan çekip ukalalıkta derece almaya aday bir görüntü ve davranış modeli ezik toplum kitlesinde maksimum popüler olabilir ama gazeteciyi gazeteci yapan mütevaziliği ve buna bağlı olarak doğru olmasıdır aslında. Tüm bu psikolojik açılımlardan belki sadece bencilliği gazetecilik için kabul edebiliriz ki o da gazetecinin kendi haberini paylaşmama güdüsüyle eşleştiğindendir.

Yukarıda saydığım davranış modelleri insanı örneğimizdeki gibi işte böyle hata yapmaya iter. Yapılan hatanın gazeteciliğe yakışıp yakışmadığını tartışmam bile. “Gazetecilik” kelimesi tüm medya çalışanlarını kapsayamadığına göre önce bana birisi Ayşe Arman’ın “Gazeteci” kimliğinin medyanın çalışan hangi grubunu temsil ettiğini açıklasın.

Bir görüşe göre medyanın iyice kokuşup yozlaşması ve böylece halkın gözünde itibarını sonuna kadar kaybettikten sonra yeniden arınmış olarak varolması tezi hakim. Bu savı genellikle kötü giden ekonomiler için radikal çözüm olarak kullanırlar aslında ama son yıllarda medyaya da yakıştığını kabul etmek gerek.

Bu yolda ülkemizin en büyük gazetelerinin süratle yol aldıklarını da gözlemlemek için iletişim mezunu olmaya gerek yok.

Araştırılmış detaylı dizi yazıların televizyon reklamlarıyla verildiği, haberin halkın nabzını tuttuğu bir dönem vardı eskiden. Gazetecinin saygı görüp özel haber yaptığında muhabire prim verilen hani. Şefin önüne iyi haberi koyduğunuzda sevinçten yüzü gülerdi. Manşetler kuralları değiştirir, köşe yazıları size yeni bir ufuk açardı.

Şimdi köşe yazarları muhabir oldu. Sayfalar ise patronların politikalarını yönetme panoları. Ortada ne başarılı muhabir kaldı ne de yeni nesil köşe yazarı yetişiyor.

Keşke Ayşe Arman’lar onlarca yüzlerce olsa da cühela kitle bile nasıl enayi yerine konduğunu anlayıp tercihini düzgün gazete almak, televizyon seyretmek yerinde kullansa; haberi tatsa, kendini bulsa.