İyi satanlar dükkanı.

İyi satanlar dükkanı.

Gazetelerde boy boy ilanlar, haberler var. Günlerdir gazetelerin arka sayfaları ilanlar yüzünden yok oldu. Hayır umurum değil ama günün güzelini göremiyor vatandaş. Hangi televizyonu açsam karşımda bir politikacı. Kendisini değil, rakip gördüğünün zaaflarını anlatmaya çalışıyor.

Başbakan Erdoğan “Ananı da al git” sözünün küfür olup olmadığını canlı yayında sormuş. Önce bu sözleri söylediğini kimin duyduğunu ifade etmiş ve sonrasında da görüntülü olarak reaksiyonu kendisine izlettirilince böyle bir savunmada bulunmuş.

Deniz Baykal ise Başbakan’ın gitmeye hazırlandığını söylemiş. Ortaya şart koyan bir politikacının gitmeyi düşündüğünü tescillemiş olduğunu belirtmiş.

Başbakan MHP liderini suçlamış, doğal olarak MHP lideri de Başbakan’ı suçlamış.

Çok az televizyon seyretmeme rağmen ay başında bir mitingde MHP lideri Bahçeli’nin miting kürsüsünden uzunca bir ipi halka doğru atıp “Neden asmıyorsun” dediğini izledim. Bahçeli konuşmanın can alıcı yerinde ipi atmaya kendisini planlamış olsa da bir hamlede bunu başaramadığı için korumalarının yardımıyla ipi atabilmişti.

Aklıma THY eski Yönetim Kurulu Başkanlarından Cem Kozlu’nun ANAP milletvekili olduğunda ütü ve ütü masasıyla kameraların arkasına geçip birilerini ütüleyeceğine yönelik yaptığı propagandayı hatırladım. O zaman da buna çok gülmüştüm. Koskoca başarı devi Cem Kozlu’nun ürete ürete böyle spastik bir eylem bulmasını çok yadırgamıştım.

AKP yanlısı olarak bir dernek tarafından verilmiş tam sayfa ilanda da solda Menderes, sağda Özal, ortada ise Erdoğan’ın fotoğrafları vardı ve üzerinde de “Memleketin adamları” yazıyordu.

Bu seçim dönemlerinden nefret ediyorum.

İnsan olmanın etkilenme zafiyeti üzerine bu kadar çalışılır mı?

Bu eylemlerin bir bölümünden etkileniyor bir bölümünden ise gıcık kapıyorum. Üstelik bu etkileşim ve reaksiyonlarım adamların başarı ya da söyledikleriyle ilgili olduğu kadar reklamın becerisiyle de orantılı. İşte bunu fark ettiğimde de kendi kendime sinir oluyorum.

Hiçbirini birbirinden ayırt etmeden söylemek isterim ki bu seçim dönemlerindeki miting nutukları birbirinden berbat. Elimden geldiğince de bu nedenle hiçbirini izlememeye çalışıyorum.

Ülkenin başına musallat olmuş bir terörist üzerinden politika yapılır mı? Siyaset bu kadar ayağa düşmüş bir olgu olabilir mi? Bir şehit yakını ya da tanıdığının oyunu almak için insan kendini bu kadar basite indirebilir mi? Sonra şehit cenazesine giden hükümet üyeleri yuhalanıyor. Sizce bu hoş bir durum mudur?

Ön yargı ve etkileşim üzerine çalışan tüm benliğimiz nedeniyle yukarıdaki son paragrafa bakıp AKP lehine bir yazı yazdığım sonucunu çıkarttıysanız siz de artık televizyon seyretmeyin derim. İnsanın algı ayarlarıyla bu kadar oynanırsa senkron tutmayabiliyor tabi.

Yazgülü Aldoğan Cem Uzan’ın yakışıklı olduğu için kadınlardan oy alacağını yazmış ve “Acaba barajı geçer mi?” diye de sormuş.

İşte algıyla oynamada zirve diye buna derim ben.

Meşhur Canon filmlerinin aktörü Arnold Schwardzenegger’in Kalifornia valisi olması da insanların aynı duygularıyla ilgilidir. Bana sorarsanız Başbakan Tayip Erdoğan’ın partisinin geçen seçimlerdeki o trendi yakalamasının ilk temeli hapse girdiğinde atılmıştı zaten. İnsan duygularını bilmeden, sosyolojiyi reddederek çalışanlar Tayip Erdoğan’ı başbakan yaptı.

Peki Tansu Çiller sizce iyi bir ekonomi profesörü olduğu için mi o siyasi başarıyı yakalamıştı.

Ne yazık ki politika başarılılarla çok ilgilenmiyor. Bence politika sadece “İyi satanlar” dükkanı. Politikacılar da bu mağazaların tezgahtarları.

Yakışıklı diye, hapse girip mağdur oldu diye, sahneden ip attı diye hükümete iyi sövdü diye oy verdikçe dünya böyle dönmeye devam edecek.