Memleket manzaraları.

Memleket manzaraları.

Bandırma feribotunda yüklü bir Enduro motosikletle park ettik yan yana. “Nereye” dedi 50’li yaşlardaki arkadaş. “İzmir” cevabından sonra fırsat kalmadan başladı anlatmaya; “Ben de İtalya’ya. Hatta güneyden girip daha sonra…”

Uzun uzun dinledim.

Seviyorum bu motorcuları. Çocuk gibi hepsi. İnişte ben motoru çözerken o elindeki sepeti taşımaya çalışan bir çiftçi amcaya anlatıyordu; “…hatta güneyinden çıkacağız İtalya’nın. Sonra da…”

THY eski VIP Müdürü İnci Akman bu defa AKP’den milletvekili adayı gösterilmemiş. Mecliste milletvekilliği öncesinden tanıdığım bildiğim birinin varlığı onu son altı yıldır görmememe rağmen hoşuma gidiyordu. Artık vekillerin yeniden uzaydan geldiği teorime inanmaya devam edebilirim. Yeni Asır gazetesinde bu dönem aday olmayacak İzmir vekillerin listesi vardı. İşlerine geri döneceklermiş. Emekli maaşı olarak da 3 bin 500 lira alacaklarmış. Üçbinbeşyüz lira. 3.500 lira. Eski rakamla 3.5 milyar. Üçbuçukmilyar lira. Ölene kadar.


İzmir Konak Pier’deki restoranlardan birinde kahvaltıya oturdum kabahat ettim. Garson beni dövdü dövecek. Bir önceki işi muhtemelen müze bekçiliği olsa gerek. Saat 11 olmasına rağmen dünkü gazeteyi okuduğumu fark edince yenisini sordum ters ters “Gelmedi” dedi.

“Ne zaman geliyor yarın mı?” soruma sempatik bir cevap beklerken dik dik “Öğleden sonra. Beklerseniz gelir” cevabı aldım. Zaten kızarmış ekmek de yokmuş.

Hesabı istedim.

Batar burası kesin.

Sonra da Home Store’a serip keyfime baktım. Adı kötü ama hizmet süper.


Menemen yolundaki birkaç yüz metre arayla dizilmiş, insana milyonlarca gibi gelen trafik ışıklarında bir saat harcadım.İlk bilgisayar icat edildiğinde işlemciler klavyeye yetişemediğinden İngilizce alfabeye göre en zor ulaşılan yerlere dizilen harflerle günümüze gelen Q klavyeyi anımsadım. Belli bir hızla yeşillere denk gelmeniz mümkün değil. Asla durmadan iki ışığı geçemiyorsunuz.

Menemen minibüslerinin adının nasıl “Trafik canavarı”na çıktığını anladım, hissettim. İlgili mühendis arkadaşları şükranla andım (!)


Karadeniz’de yanlış avlanma nedeniyle denizanaları istilası yaşanıyormuş. Çok değil bin yıl önce dünya nüfusunun 200 milyon olduğu bilgisini düşündüm. Son bir yılda geldiğimiz hale bak.Dünyanın bizi taşıyamadığı bir gerçek. Kıyamet kaçınılmaz, hayatın tadını çıkartmak gerek.

Fosil yakıt harcayan plastik aksamlı aracıma binip, verzalit masa dökme plastik sandalyeye oturup teneke kutuda kola içtim.

Hayıflandım dünyamızın haline.


Dönüşte polis çevirdi. Ruhsatım otelde kalmış dert etmedi. O kadar emin ki alkollü olduğumdan. Üflemeden sonra biraz bozuldu. “En son ne zaman içtiniz” diyerek son şansını denedi. Cevap olarak “1984’de. Vay canına, onu da gösteriyor mu” dedim ama kaliteli espriyi anlayacak kimse bulmak çok zor bu günlerde. Hışımla plastik çubuğu atıp arkasına döndü gitti.Ruhsatı isteme ihtimaline karşılık ben de sıvıştım.


Manisa yolunda yağmur başlayınca yağmurluğumu giydim. Motor lacivert, kask kırmızı, yağmurluk civciv sarısı. Tulum yağmurluğun kolu yırtılmış. Farkında değilim, meğer rüzgardan giren havayla her tarafı şişiyormuş.Bir yolcu otobüsüyle yan yana gittik bir süre. Sonra da ışıklarda durduk. İnsanlar beni gösterip gülme krizine giriyor. Herkes otobüsün soluna yığılmış hararetle görmeyenlere beni anlatıyor. Kalkıştan sonra mobilyacının vitrininde kendime baktım koptum.

Kocaman bir şişme adam formundayım.


Ne yazmamı isterdiniz bugün? Irak sınırına yaptığımız yığınağın dünyada manşet olduğunu mu? Şehitlerimizin sayısının birden bire artış göstermesiyle bunun ilintisini mi? Amerika’dan halen bir ses çıkmamasını mı? Irak’a resmen girersek ne olacağını mı?

Yoksa tüm bunların nasıl olup da seçim öncesi nispeten istikrarsız döneme denk geldiğini mi?

Ne yazmamı isterdiniz?