Polisin tebdil-i kıyafeti.

Polisin tebdil-i kıyafeti.

Gazetelerde reklam kokan hareketleri görmüşsünüzdür. Polis; simitçi, boyacı, çiçekçi kılığına girmiş poz veriyordu. Asayişi ve dolayısıyla vatandaşın huzurunu sağlamak için bazı bölgelerde polis bu şekilde görev yapacakmış. Yani bizim bildiğimiz anlamdaki sivil polisin daha bir sivili oluyor bu durum.

 

Bu ilginç görüntüyü hayatımın nadir komik fotoğraflarından birisi olarak hafıza arşivime kaldırdım. Zaman içerisinde hem hatırlayıp gülecek, hem düşünüp üzüleceğim.

 

Polis; yeri geldiğinde muhbir de kullanır, gizli ajan da. Ama önceden kalkıp bunu bu şekilde duyurmaz. Şimdi sabah evden işe gitmek için çıkan bilmem kaç sicilli memur arkadaş boyacı sandığını mı alıp çıkacak? Yoksa sandık iş yerinde duracak, kendisi gidip üniformayı çıkartıp orada mı sandığı yüklenecek? Boyacı; boyayı hangi ödenekle kimden satın alacak? Birisi kenarda duran boyacıya gelip “Boya kardeşim” dediğinde boyamayacak mı, elbette boyayacak. Peki boyadan aldığı parayı ne yapacak? Yoksa boyayı onunla mı alacak?

 

Çiçekçi kardeşimiz için de bir dizi üreteceğim ama ayıp olacak.

Bu arkadaşlar bir kenarda beklerken belediye görevlisi geldiğinde kimliğini mi gösterecek? Peki ya orada çalışan kayıtlı boyacı varsa ona rakip mi olacak?

Gizli görev umuma açık anlamda genel görev içerikli olmaz. Gizli görev, olaya yönelik olarak yapılır. Bir yeri, bir kişiyi, bir olayı izlemek için bir günlüğüne çiçekçi de olursun boyacı da.

Ama sanki tüm kamuoyuna her köşe başındaki çiçekçilerden bilmem kaç tanesinin polis olduğu izlenimi vermekse amaç bunu suçlu yemez. Yese yese zaten gariban vatandaş yer ki polisin amacı vatandaşa psikolojik değil gerçek asayişi sağlayıp huzuru öyle sunmaktır.

 

Aklıma yıllar önce Atatürk Havalimanı’nda özel kurtarma timlerinin yaptığı uçağa müdahale gösterisi geldi. Toplam 12 kişilik ekipten yedi tanesi hayatında uçağa binmemişti. Uçağı tanıyan kimse yoktu. DC-10’un burun dikmesinden giren bir polis orada kayboldu. Kokpit kapağını bulamadığı için eğitim bittikten sonra kargo kapısından çıkmıştı. Tim komutanı müdür “Uçağın kapısını açmak bizim için asıl önemli olan ama kapıyı patlatabileceğimiz bir uçak bulamadık maalesef” diye sıkıntısını dile getirmişti.

 

Polislik ciddi bir iştir. Mobese gibi teknik argumanlardan yararlanılarak teknik takip gibi önemli birimler kurarak gerek proaktif gerekse suçluyu yakalamaya yönelik tüm girişimleri takdirle karşılıyorum. Ama polisin bu anlamdaki asıl sorunu uzman adamı yerinde tutamamaktır.

Günümüzde asayişin sağlığı cezalara ve suçlunun kısa zamanda ele geçirilmesiyle paralellik taşır. Saçma bir uygulamayla polisin yetkilerini kıstığımız süreçten yeniden donatılmış haline geçebildik neyse ki. Polisteki keyfiyet ve hatta gerek suçluya gerekse mağdura olan davranış modeli geçmiş yıllara oranla bir miktar iyileşmiş durumda. Ama yine de vatandaşı tokatlayan üniformalı serseriyi bulmak mümkün olmuyor ne yazık ki.

 

Karakola işi düşen adama; “Al bakalım iki top kağıt yardımın olsun” diyen veya bunu dedirten zihniyetle ne görev yapılır, ne suçlu yakalanır. Hele İstanbul gibi yerde o maaşla geçinme becerisini gösteren adamı polis değil ekonomist yapmalı ayrı konu.

 

Polisin itibarı vatandaşla karşılaştığı andaki güler yüzüne, iş yapma hevesine, işi becerebilme kabiliyetine, kötü polisleri ayıklayabilme motivasyonuna, kısacası babacan endamına göre şekillenir. Polisin itibarı suçlu olmayanın polis gördüğünde “Tüh be” diyeceği yerde “Oh be” demesine bağlıdır.

 

Bunun yolu da öyle çiçekçi, boyacı reklamlarıyla sağlanmaz.