Havada hukuk mu, guguk mu?

Havada hukuk mu, guguk mu?

Türkiye’de havacılık gelişeli ne kadar oldu ki hukuku olsun. Mahkemeler de maalesef bazen yanılıyor bence. Bu hafta iki önemli havacılık davası vardı gazetelerde. Uçağı iptal edilen bir yolcu açtığı tazminat davasını kazandı ve 86 lirası bilet parası olarak maddi ve bin lira da manevi tazminat almaya hak kazandı. Muhtemelen mahkeme davayı açan kişinin hamile olmasından ve doktorla olan randevusunu kaçırmasından etkilenmiştir. Eğer bu kişi “Alışverişe gidiyordum” deseydi mahkeme yine aynı hükmü verecek miydi?

 

Dünyada genel olarak iki türlü hava taşımacılığı yapılıyor. Bunlardan birisi ülkemizdeki örneğiyle Türk Hava Yolları gibi “Network” yani bir uçuş ağı üzerinde yolcuyu “Full Service” (tam servis) ile taşıyan şirketler. Diğeri ise Onur Air ve Pegasus gibi “Low fare” yani “Düşük ücretli” model ile taşıyan şirketler.

 

Başından sonuna kadar bu iki taşıma modeli birbirinden farklıdır. Birisinde yolcuya her türlü imkan sunularak pazarlama yapılırken diğer modelde ise yolcuya sunulan tüm kozmetikler minimuma indirilmiştir. Yolcunun memnun olacağı tek şey ödediği bilet fiyatıdır ve diğer modele oranla oldukça da düşüktür. Yolcu bu uçuşu seçtiğinde daha dar koltuklarla uçacağın, ikram adına belki de hiçbir şey alamayacağını ve uçakta gazete olmadığı gibi detayları kabul ederek biner. Örneğin “Low fare” şirketlerin bazılarında taşıdığınız tüm bagajlar kilosu üzerinden ücretlidir. Bunun için hiçbir yolcu gidip dava açamaz.

 

Güvenlik anlamında tüm uçuşlar elbette devlet eliyle ve en üst seviyede tavizsiz olarak sağlanır. Bu, üzerinde tasarruf edilecek bir kalem değildir.

 

Dünyada uygulanan hava hukukunda da bu işletme modelleri esas alınır. Elbette buradaki iptal yolcunun süresini önceden bilmediği ve uçacağını sandığı ve bu nedenle hayal kırıklığına uğradığı için farklı olarak değerlendirilebilir. Dünyadaki modellerde bazıları kurallaştırılmış olarak gerekçeler de belirtilmiştir. Örneğin havayolu şirketi kendi elinde olmayan sebeplerle seferi iptal etmek zorunda kaldığında tazminat ödemez. Rötar süre ve sebeplerle de tazminat ödenecek kurallar belirleniyor.

 

Gazetelere yansıyan diğer örnekte ise çocuğunu UM adı verilen taşıma kuralları çerçevesinde THY uçağına bindiren bir baba çocuğunun gideceği yerde ikinci eşi tarafından alınmasını beklerken çocuğunun eski eşi yani gerçek annesi tarafından alınması nedeniyle şirket aleyhine 50 bin lira tazminat davası açmış.

 

Gittikçe Amerika’ya benzemeye başladık. Kedisini mikrodalga fırında kurutmaya çalışırken öldüren kadının kullanım kılavuzunda bunun ilgili ikaz bulunmadığını gerekçe gösterip dava açması ve kazanması efsanesi gibi mesela.

 

Çocuğu alan kişi çocuğun öz annesi. Çocuğun “Anne” diye seslendiği ve annelik ilişkisinin olduğu görselinin gerçekleştiği bir seromoni yaşanıyor yani. Bir çocuğu “Şu kişi teslim alacak” demek, “Annesi teslim almayacak” demek midir?

 

Gelişmekte olan ülkemizde havacılık hukuku bilinmiyor. Bu konuda yetişmiş avukat sayısı çok az. Hukukçularımız dahil bu konuda hiç kimse neyi nasıl yapıp neden sorularına nasıl yanıt vereceğini bilmiyor.

 

Yolcu da haklarını ararken neyi ne kadar araması gerektiğinde bilgili değil elbette. Bugün kaç yolcu bagajında hangi eşyaları taşıyamayacağını ve bunlar kaybolduğunda ne kadarının tazmin edileceğini biliyor?

 

Ya da uçtuğunuz havayolu şirketi tarafından ne kadarlık bir bedel karşılığında sigortalandığınızı bilen var mı? Hatta size verilen koltuğun haricinde bir başka koltuğa geçtiğinizde ve bu sırada meydana gelecek bir olayda yaralanırsanız tazminat alamayacağınızı biliyor musunuz?