Rumların radar ağı.

Rumların radar ağı.

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde küçücük bir haber çıktı. Kıbrıs Rum Kesimi neredeyse tüm Doğu Akdeniz’in hava trafik kontrol sorumluğunu üstleniyor. Merkezi Brüksel’de bulunan ve tüm uçakların hava trafiğini koordine eden Eurocontrol’un aldığı bu karar aynı zamanda adanın Rum kesimine büyük bir ekonomik imkan tanıyacak.

Vatandaş, doğal olarak bundan çok şey anlamadı. Ben size özetleyeyim. Havada bulunan uçakların bir anlamda trafik polisi sayılan kontrolörler bu merkez tarafından dilimlenmiş hava sahalarında yetkilenerek uçak trafiğini kontrol ederler.

Türkiye’de de belli merkezlerde bu koordinasyon gerçekleştirilir. Ülkemiz üzerinden geçip gidecek uçaklar bizim hava sahamızdaki kontrolörler tarafından yönlendirilir. Uçaklar bu yönlendirme sırasında da doğal olarak kontrolörlerin önlerindeki radar ekranlarında görülerek hizmet alırlar.

Sonrasında da o havayolu şirketi bu üst geçiş için o ülkeye bir miktar bedel öder. Bu rakamlar toplanınca oldukça büyük rakamlara tekabül eder.

İşte bu gelir artık Akdeniz’in büyük bölümü için Rumların eline geçmiş oluyor.

“Eee ne yapalım?” diye sormadan önce “Acaba bu bölgeyi bizim kontrol ederek hizmet vermemiz ve bu geliri Türkiye’ye kazandırmamız mümkün müydü?” diye sormamız gerekir.

İşte bu soruya benim cevabım “Evet”tir.

Elbette mevcut alt yapımızla bunu gerçekleştirmemiz neredeyse mümkün değil. 1990’lı yıllarda İtalyan Alenia firması tarafından ülkemize kurulan ve bir türlü adam gibi çalıştırılamadığı için verimli olamayan radar alt yapısıyla başlayan teknik eksiklik zaman içerisinde biraz giderildi. Eurocontrol’ün asıl istediği, bu bölgeyi de görebilecek ve aynı zamanda yedeği bulunan bir radar sistemidir. Rumlar şimdi bunu yapıyorlar. Hem de yine Eurocontrol’un parasıyla.

Biz, zamanında sivil radar ağımızı adam gibi geliştirip teknolojik olarak güncelleseydik ve aynı zamanda şu anda bile İsrail’e kadar hava sahasını görebilen askeri radarımıza belki entegre edebilseydik bu projeyi başka kimseye veremezlerdi. En azından bizim isteme hakkımız olurdu.

Askeri radarın böyle bir proje içerisinde olmasını bir askeri sır ve strateji olarak görme eğiliminde olanlara gelişmiş teknolojinin zaten bu tip bilgileri sır olmaktan çıkarttığını hatırlatmak isterim.

Sabiha Gökçen Havaalanı’na alınan radar, zamanında bu entegrasyonu sağlayabilmek vizyonuyla askeri yetenekleri bulunan bir kapasitede sipariş edilmişti. Sonrasında bu vizyon önce çizildi sonra silindi ve bu projeyi düşünüp geliştirenler de karalandı.

Oysa bunu başarabilseydik Rumların vereceği tüm hava trafik hizmetlerini Türkiye olarak bizim yapmamız da coğrafya ve teknik açıdan mümkün olurdu.

Önümüzdeki minimum yüz yıl içerisinde ve hatta belki de insanoğlu ışınlanmayı bulana kadar artık Akdeniz’in büyük bir bölümünü bizim yerimize Rumlar idare edecek.

Vizyon anlamında ne kadar beceriksiz ve basiretsiz olduğumuz ortada.

Suçlu aramıyorum ama Rumlar bu yetkiyi aldıklarında biraz olsun kıskanmamız gerekmez mi? Bundan sıkılmam için konunun tüm detaylarını bilmem veya Ulaştırma Bakanlığında memur, Dışişleri’nde çaycı ya da ordumuzda er olmam gerekmez herhalde. Ülkemizin vizyonuyla ilgili iki kabloyu birbirine bağlayamadığımız için stratejik bir hata yaptık. Herkes kulağının üzerine yattı, kimse sorumlu değil.

Ne güzel.

Haklıyız ama alacağımız yok.

Bu arada yolunuz Akdeniz üzerinden geçerse pilotunuzun Rumlarla konuştuğunu ve o sırada sizin cebinizden üç beş liranın Rum ekonomisine yol, su elektrik olarak gittiğini bilin yeter.

Yine de canınız sıkılmıyorsa ben ne yapayım?!