F-16 Mı daha keyifli motosiklet mi?

F-16 Mı daha keyifli motosiklet mi?

Yeşilköy’de cadde kenarında motoru sehpaya almış üzerinde oturuyordum. Nasıl gözüktüğüm hakkında bir fikrim yoktu, yorgundum. Sebepsiz bir can sıkıntısıyla, uzun zamandır yapmadığım anlamsızlıkta, kısa bir zaman dilimini katletmekteydim.

 

Önce yanımdan sakin adımlarla geçti. 20’li yaşların başında güleç yüzlü, yakışıklı, temiz ama abartısız giyimli bir gençti. Birkaç adım sonra geri döndü ve “Abi bir şey sorabilir miyim” diye söze girdi. Bu gibi sorulara motosiklete bindiğim ilk günden beri alışık olduğum için “Şimdi fiyatını soracak diye geçirdim içimdin”. Oysa soru çok daha farklı bir yerden geldi; “Yılda kaç bin kilometre binebiliyorsunuz…?”

 

Motosiklet sevdalılarını bilirim. Motosiklet almamış, alamamış, aldırılmamış olsa da bir motorcuyla sohbet etmek onlara keyif verir. İlk başlarda sizin de hoşunuza gider ama sonra sıkılırsınız. Fakat; bu genç ve saygılı arkadaşla sohbet keyifliydi. Ailesinin biraz karşı çıktığını ama aslında racing sevdiğini söyledi.

 

O yaşlarda nedense hep böyle olurdu. Daha hızlı, daha spor.

 

Tüm olgun duruşuna rağmen mütevazılığından olsa gerek önyargılarım onun İstanbul’a yeni gelmiş, hayat telaşı içerisindeki bir Anadolu genci olabileceği izlenimini yapıştırıyordu. Mesleğinden bahsetmemiş olması da bunu doğruluyordu zaten. O bahsetmediyse onu üzmemek adına ben de sormamalıydım. Çünkü dar bir gelir grubundaysa motosiklet almak onun için çok ütopik kalabilirdi. Konunun ilerleyen cümlelerinde motosikletimin tahmini fiyatını onun bu işleri çok bilmemesine de güvenerek yarı yarıya daha az söyledim.

 

Bir süre sonra baklayı ağzından çıkarttı.

“Abi ben de şurada öğrenciyim”

 

Başıyla işaret ettiği yerde Hava Harp Okulu vardı.

Şaşkınlığım, suskunluğa dönüşmüş olmalı ki devam etmek zorunda hissetti;

“Yeniyim ama daha”

 

Hava Harp Okulu’nun iç düzenini çok bilmediğim için belki de çok saçma bir soru sorarak kendimi ele verdim;

“Hava yer’misin (Böyle bir tabir olduğunu biliyordum) yoksa pilotaj mı okuyorsun”

“Pilot çıkacağız inşallah”

 

Karşımda birkaç yıl sonra muhtemelen bir F16 veya en azından bir nakliye uçağı kullanacak tabir yerindeyse pırıl pırıl bir teğmen adayı duruyordu. Bir havayolu şirketinde çalışıyor ama pilot olmamam nedeniyle asıl “Hava-yer” olan bendim. Duruşuna olan hayranlığım artınca samimi moda bağladım.

“Olm, zaten havada uçacaksın bir de yerde uçmanın ne alemi var”

“Abi o başka bir şey. Bir iş, bir görev, bir meslek. Bu ise çok farklı, inanılmaz bir keyif”

 

Adam, gelecekte F16 kullanmayı sıradan sayarken motosiklet kullanmayı hayatının tam ortasındaki bir keyif, hobi ve yaşam amacı olarak belirliyordu.

Biraz önce racing kullanırsa elinin ayarını tutturmanın önemini anlatırken abarttığımı düşünüp kendimi salak gibi hissettim. Çocuk ne de olsa sabah akşam bir jetin gaz ayarını nasıl yapacağını öğreniyordu.

 

Aslında içimden onunla arkadaş olup sonrasında da görüşmek çok geçmiş olmasına rağmen birbirimizin ismini bile öğrenmeksizin tokalaşıp ayrıldık.

 

Motosikletin her yaş ve her meslekten insanın nasıl rüyası olabileceğinin en somut örneğiydi.

 

Hızını alamamış gençliğin veya orta yaş bunalımlı dengesizlerin ya da parayı bulmuş komplekslilerin görsel efekt için bindiği bir kozmetik araç olduğu tezlerinin hepsini çöpe atacak bir örnekle tanışmıştım.

 

Arkasından bakarken onunla belki de hayat boyu bir daha görüşemeyecek olmamıza üzülürken hem manevi, milliyetçi duygularım; hem de motosiklet felsefesine olan bakış açım toptan yeniden revize oldu.

 

Memnun oldum seninle tanıştığıma dostum. Yine de dikkat et gazı açarken.

Sevgiler.