Motorda nirvana.

Motorda nirvana.

Lise yıllarımda ilk akvaryumumu aldığımda küçücük 50 santimlik bir şeydi. Taze suya balık konmayacağı için akvaryumcu ilk gün sadece birkaç tane ince solucan ve sümüklüböcek vermişti. Gözümü ayırmadan sabaha kadar o boş akvaryumu seyretmiştim. Solucan iki kıvrılıp, sümüklüböcek bir santim yol alacak diye sabahı etmiştim. O anda aldığım keyif şu anda bile ruhumun derinliklerinde en mutena köşede oturur. Sonra 24 akvaryum ve 5 bin balığı olan bir amatörken bu keyfi, hobiyi tükettiğimi fark edip son vermiştim akvaryumculuğa. Açgözlülüğümle yazık etmiştim yani.

İlk motosikletimi aldığımda, ona ilk bindiğimde, ilk düştüğümde, ilk kez köprüden geçtiğimde, ilk uzun yol yaptığımda o derinlerdeki benliğime birer madalya gibi kazınmıştı her bir eylemin hatıraları. Oysa şimdi ofis garajındaki yepyeni motorumun marşına basmayalı sanırım iki ay oldu. Garajdan çıkarken ona dönüp bakmamışlığım, selesine oturmamışlığım, aynasını sevmemişliğim var.

Neden!

Bu sorunun cevabını arıyorum uzun zamandır.

Motosiklet, nirvanaya erdikten sonra terk edilesi bir araç mıdır?

Etrafımda tutkuyla motora binip sonradan elini gidona sürmemiş onlarca tanıdık var. İnsanoğlu kendi duyguları dâhil her şeyi kaçınılmaz ve ısrarlı bir hırsla tüketiyor. Oysa yeni keyiflere yönelmek için eskisinden vazgeçmek gerekmiyor. Her yaz sezonundan sonra kışın motosikletten vazgeçen büyük bir kitle var. Yaz başında motora yeni başlayanlar elbette arkadan daha büyük bir kalabalık ve coşkuyla geliyor ama gidenlere hitaben bu yazı.

Böyle sevdalardan vazgeçenleri yüksek bir dağın zirvesinde fotoğraf çektirmiş dağcılara benzetiyorum. Sonra tek bir fotoğraf karesinde yeni tanışılmış arkadaşlara anlatılacak birer keşfedilmişlik abidesi olarak sadece cümle içinde kullanılıyor hobiler. Örneği paragraf içerisinde kullanmak gerekirse ortaya şöyle beylik cümleler çıkıyor:

“Ben de eskiden GT’ye binerdim. Avrupa’yı dolaşmışlığım vardır. Ama artık motoru bıraktım şimdi kitesurf yapıyorum. Daha keyifli”

Burada verilen mesaj şu; “Ben yaptım sonunda bi fayda göremedim. Bitirdim zaten ben onu. Şimdi bi baktım yanlış yoldaymışım, doğrusunu buldum, sörf yapıyorum artık. Sen de bırak, sen de sörf yap”

Bu ayran gönüllü kitle için kendimi dahil ederek söylenebilecek tek şey sebatkar olmadıklarıdır belki. Elbette her yaşta farklı hobilere yönelebilir insan. İçimizde yaşlandığı için motosikleti bırakıp denize heves saran dingin arkadaşlarımız bile varken bu geçişleri anlayışla karşılamak lazım. Ama hayatta motosiklet gibi, yelken gibi, dalış gibi hobilerde yatay geçiş değil, paralel bağlama yapmak lazım. Amaç mutluluğu korumak değil, artırmak olmalı. Motosiklet tüketilecek bir hobi olmamalı.

Fuarla birlikte hepimizin içindeki o dürtünün yeniden canlanmasını ümit ediyorum. Umarım tüm eski motorcular olarak nirvanaya varmadan motora binlerce kilometre bineceğimiz bir sezon daha geçiririz.