O ve ben!

O ve ben!

Bu merete çok anlam yüklediğimin farkındayım. Motosikleti anlatmak anlamında “Binerim giderim aabi” tanımı bana uygun bir açıklama değil. Ben sadece binip gitmem. Tüm sosyalliğime rağmen o bir bireydir benim için. İçimdeki ikinci kişidir en azından. Vitrindeki benliğimin bastırdığı, arada bir sesini çıkartmaya çalışıp beni yaşamdan keyif almaya iten ikinci ben’in dışa vurumudur.

Annemin, babamın, kocamın, karımın, sevgilimin, patronumun bastırmaya çalıştığı o vitrindeki “Ben”in arkasındaki “Gerçek ben”in dünyevi hale dönüşmüş halidir. Neticede kendi halinde elalemin icat ettiği bir ulaşım aracı değildir sadece.

O çizildiğinde benim canım yanar.

Deposunu doldurduğumda karnım doyar.

Yağını değiştirdiğimde daha bir dik yürürüm.

Bir aksesuar aldığımda ona, kendime güzel bir kıyafet almış kadar memnun olurum.

Binip gittiğimizde uzaklara, bastırılmış ama gerçek kişiliğim mutlu olur.

Hava kapayıp yağmur yağdığında, o garajda üzeri örtülü dururken ben bunalımlardan depresyon beğenirim.

Güneş açıp, hava ısınınca selesinde kendimi bulurum.

O, sadece bir markanın ürettiği bedeli ödenip alınan bir alet değildir benim için.

Plakası nüfus kağıdımdır.

Ruhsattaki ismim, evlilik cüzdanım.

Fotoğrafı, ruh cüzdanımın müstesna kapağında durur.

O bazen arkadaşlarla art arda gidip mutlu olduğum,

Bazen, sevdiğimi arkasına atıp yol yaptığım,

Bazen de tek başıma kendimi kendimde bulduğum bir boyut makinesidir.

Hayatımın çalkantılarında kendimi ona binmeyi yasakladığım anlar da olmuştur.

En küçük sırlarımı telepatik olarak tek tek anlattığım, dertleştiğim dönemler de yaşamışımdır.

O benim için canı ve ruhu olmayan, sufi bakış açısıyla kırıntılarımın tamamından kocaman bir bütün elde ettiğim kozmopolit hayatımın duygu havuzudur aslında.

Her ölümlü gibi bazen onu aldattığım, bazen sattığım, bazen de terk edip gitmişliğim de vardır.

Utanırım böyle olunca.

Bakamam göstergesine, aynasına, eski fotoğraflarına.

Özlerim için için, yeninin tüm canlılığına rağmen.

Yeri gelir psikologum olur, an gelir, kızdığım kardeşim.

Ama hiçbir zaman bir dişi yerine koymam onu. O benim içimdeki ikinci kişidir çünkü. Benim kadar erkek, benim kadar maskünen.

Bu yüzden konuşurum eğilip aynasıyla, cevap verir içimdeki kişi olarak.

Düştüğümüzdeki üzüntüm; içimdeki narin, sessiz, hapsolmuş kişiyi kırdığım, incittiğim içindir aslında. Plastik bir çantanın 50 liralık boyası değildir derdim o yüzden.

O, kendime bile itiraf edemediğim ve bu yüzden yaşayamadığım duygularımın dünyaya geliş biçimidir. Bir şişe “Yeşil Efe” gibidir bir anlamda. Hani içip vitrindeki “Ben”i bastırıp, arkadaki gerçek “Ben”i çıkarttığımız anlar vardır ya. İşte onun kafa yapmamış halidir.

Motosiklet demek ayıptır bence ona.

İsmi olmalı.

Tam adım olan Rauf Kemal’deki Rauf vitrindekidir, o ise Kemal.

Ben ona Lacivert, kısaca Laci derim.