Demiryolu bilmecesi.

Demiryolu bilmecesi.

Demiryoluna karşı olduğumu açıkladığım yazılarıma gelen tepkileri bekliyordum aslında. Benimki gibi memlekete yapılacak bir yatırıma daha başından karşı çıkma alışkanlığı ülkemizde pek oturmuş değil.Bildiğiniz gibi sayın Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım Toplam 15 senede 20 milyar Euro yatırım yaparak demiryollarını geliştireceğimizi açıkladı. İlk etapta Ankara’dan Konya ve Eskişehir’e hızlı tren için harcamalar yapılacağını söyledi. Sayın Bakan hatta şu ana kadar 6 milyar Euro’nun harcandığını ve ortada bir şey gözükmediğini söyleyerek demiryolu alt yapı yatırımının ne kadar çok para çekebileceğine işaret etti.

 

Konuyu yeniden ve daha detaylıca şöyle özetleyeyim. 15 yılda 20 milyar Euro demek her yıl 1.5 milyar Euro’ya yakın bir parayla demiryolu yapmak için çalışmak demek. Oysa o kadar parayı havacılığa harcadığınızda yani havacılığı rehabilite ettiğinizde ve geliştirdiğinizde çok ama çok daha kârlı, güvenli, dinamik ve teknolojiye uygun yatırım yaparsınız.

 

Bu yaklaşımım, “Demiryoluna külliyen karşıyım ve hiç ray döşenmesin” olarak algılanmış.

 

Hayır!

 

İstanbul’dan Edirne’ye demiryolunun rehabilite edilmesine karşı değilim. Çünkü, gelecekte hiçbir zaman Edirne İstanbul arasında 100 koltuğun üzerinde havayolu taşımacılığı olmayacak. İstanbul-Edirne arasındaki tren yolunu bir miktar hızlandırmak için yine bir miktar yatırım yapılmasını da hoş görebilirim. Ancak, bugün itibariyle İstanbul’dan Eskişehir’e bir uçak yolcusunu bile dolduracak kadar talep olmamasına rağmen üstelik sadece Ankara’dan Eskişehir’e hızlı demiryolu yapılsın diye iki, üç milyar Euro harcanmasına karşıyım.

 

Ayrıca, ülkenin bir ucundan diğerine yeni demiryolları döşenmesine karşıyım.

 

Bugün Amerika’yı incelediğinizde o kovboy filmlerinde rastladığımız trenlerin ve eski filmlerde mahkumların çalıştırıldığı demiryollarının söküldüğünü göreceksiniz. Çünkü Amerika bir ucundan bir ucuna ne kadar hızlı olursa olsun trenle gidilecek bir ülke değil artık.

 

Türkiye de bir ucundan bir ucuna trenle gidilecek kadar küçük bir ülke değildir.

 

Tüm bu tespite rağmen şunu da söylemek gerekir ki demiryolu ve hızlı tren Avrupa için uygun bir taşıma aracıdır. Coğrafya olarak Türkiye’ye oranla nispeten daha düz olan ve bu nedenle de “Hızlı tren” denen aracın saatte 300-400 ve hatta yerine göre daha fazla sürat yapabildiği bir ulaşım modudur. Bu durum Türkiye coğrafyasında mümkün değildir.

 

Avrupa’daki ülkelerin büyüklükleri Türkiye’den daha küçüktür ve Türkiye gibi dikdörtgen bir açılımda değildir. Rakım farklılıkları Türkiye gibi değildir.

 

Her şeyden önce demiryolu alt yapı yatırımı bu ülkelerde yıllar önce yapılmış bitmiş ve bugün itibariyle küçük yatırımlarla düzenlenir ve geliştirilir durumdadır. Yani Almanya’da, Fransa’da yeniden yapılacak ve açılacak bir hat yoktur. Dolayısıyla yapılan yatırımlar da bizde telaffuz edilen gibi milyarlarca Euro seviyesinde değildir.

 

Yakın geçmişte Avrupa’nın hızlı trene harcadığı en yüksek para Manş Tüneli’dir ve zaten bunun tartışılır bir tarafı da yoktur. Çünkü, okyanus altında döşenen bir tüpte inanılmaz hızlara çıkabilen bu trenin zaman içerisindeki ekonomik getirisi ve meteorolojik şartlardan etkilenmeyecek olması onu rantabl kılmaktadır. Ancak ülkemizde böyle bir örneğe yer verebilecek iki nokta bulunmamaktadır.

 

İstanbul’un ve yakın çevresinin demiryolu gelişimine muhtaç olduğunu kabul etmek gerekir. Günlük yaşam içerisinde hava trafiğine yük olmaya değmeyecek kadar yakınlıktaki mesafelerde elbette demiryolu, banliyo ve metro anlamında ve hatta hinterlandları birleştirme amacıyla kullanışlı ulaşım alternatifidir. Ancak büyük metropolleri Türkiye coğrafyasında demiryoluyla birbirine bağlamak gereksiz ve fazla masraftan başka bir şey değildir.