Demiryoluna karşıyım.

Demiryoluna karşıyım.

Böyle bir başlıktan sonra “Yuh” dediğinizi duyar gibiyim. Biraz solculuğun timsali sayılan bu ulaşım moduna siyasi görüş anlamında bir mesaj vermek için karşı olmadığımı başından belirteyim.

 

Hadi neden gelişimini ve hatta varlığını reddettiğimi anlatayım da ondan sonra yuhalayın beni. Malumunuz, mevcut demiryolu ağının büyük bölümünün yapımı Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarına denk gelir. Zaman içerisinde bir bölümünü revize ettik ve aslında yenilediğimiz tek şey bizatihi raylar yerine vagonlar oldu.

 

O tarihten bu yana da demiryoluna tek kuruş yatırım yapılmadığı ve aslında ülkemizde ulaşım için ciddi bir alternatif olduğu söylenir ve sürekli olarak hayıflanılır. Bu yaklaşım külliyen yanlıştır. Hatta, “Hızlı tren” lafı, beklentisi, önerisi ve projesi de asla gerçekleşecek bir ulaşım modeli değildir.

 

Çünkü, ülkemizin coğrafi yapısı hızlı trene müsaade edecek düzlükte değildir. Bugün dünyada hızlı tren olarak adlandırılan ve hız rekorları kırarak saatte 500-600 km. hıza ulaşan trenlerin hiçbiri bizim ülkemizde gelecekte hiçbir zaman olmayacaktır. Engebeli coğrafyamız nedeniyle bu bir hayaldir. Tren, olabildiğince hızlandırabilsek bile Türkiye’nin karayoluyla 10 saat süren hiçbir iki nokta arasını bir saate indirebilecek bir ulaşım aracı olamayacaktır.

 

Trenin zarafetini kabul edebiliriz. Ancak ülkemizdeki trenler sadece iki nokta arasında askeri ikmal yapmak veya hammadde taşımak için kullanılabilir. Kaldı ki aslına bakarsanız tren, ulaşım modelleri içerisinde asla ucuz ve zaman güvenliği bakımından da üst seviyelerde değildir. Netice itibariyle tek bir hat üzerindedir ve sadece ana noktaları birbirine bağlayabilecek kapasitesi vardır. Üstelik yeni hat döşemek ise olabilecek en pahalı ulaşım modeli alt yapı yatırımı bile olabilir. Hiç kimse, bunu bir kez yaptıktan sonra onlarca yıl kullanacağımız tezine kalkışmasın çünkü harcanan alt yapının ne taşırsanız taşıyın bu parayı çıkartabilmesi yani ekonomik olabilmesi de asla mümkün değildir.

 

İşin asıl ilginç tarafı yıllardır hep anlamını bilmeden birbirimize söylediğimiz “Doğu ile batının” birleştirilmesi ve entegre edilmesidir. Oysa doğu ile batı zaten demiryolu anlamında birbirine bağlıdır. Ancak birisi bana İstanbul’dan Hakkari’ye bir demiryolu yapımının veya İran’a ya da Kars’a uzanacak bir gelişmiş demiryolunun ne fayda getireceğini söylerse memnun olurum. Ayrıca niye Samsun-Antalya demiryolu isteğinin hiç telaffuz edilmediğini de sormak gerek.

 

Aslında, böyle bir söylemin gerçekleşmesi sadece Avrupa’yı doğuya entegre etmeye yarar. Söylem gerçekleşir de yatırım yapılırsa da amiyane tabiriyle bize sadece lokomotifin dumanı kâr kalır. TEM adı verilen yolun Avrupa tarafından istenmesinin sebebi de budur aslında.

 

Soruna işaret ettikten sonra çözümünü de söyleyeyim. Günümüz teknolojisinde demiryolu, Beyoğlu’ndaki tramvay gibi nostaljik bir ulaşım modeli olmaktan öteye gidemez. İçerisinde bulunduğumuz çağın tek ve yegane ulaşım modeli havayoludur. Üstelik, istediğiniz şehre yapacağınız havalimanları ve buraya gerçekleştirilecek İstanbul ve Ankara harici çapraz uçuşlarla zaman içerisinde ciddi alt yapı yatırımlarına gerek kalmaksızın her yer birbirine entegre olabilecektir. Günümüzün en önemli unsuru zamandır ve bu anlamda havayoluyla rekabet edebilecek bir ulaşım modeli bulunmamaktadır. Deniz ulaşımı turistik ve araç taşınması gerekli durumlar için gelecekte gelişecek, otobüs taşımacılığı hinterlandlar içerisinde kısa mesafelerde etkili olacak şekilde yeniden kendini düzenleyecek ama ne yazık ki demiryolu yok olacaktır. Ben karşı olsam da olmasam da.