Hayat nasıl geçer?

Hayat nasıl geçer?

Bugünlerde çok moda ve tartışılan bir felsefe tabiri var; Hedonizm. Bu felsefede hayattaki tek amacın haz almak olduğu savunuluyor.

 

Büyük çoğunluk hedonizmi bir toplumsal tehdit olarak görüyor. Hiçbir "Yarın" kaygısı taşımadan, hatta bazı aşırı uçlarda toplumsal ahlak anlayışlarını yok sayarak özellikle gençliğin kapıldığı bir hastalık olarak görülüyor Hedonizm. Çünkü soyut sayılabilecek değer yargılarını değil sadece somut bedeni doyurmak üzerine kurulu bir davranış modeli bu.

 

Patronum der ki; "Evladım bırak bugünü. İş bittiğinde elinde ne kalıyor ona bak"

 

Trend program "Var mısın, yok musun?"da Acun'un da dediği gibi "Yarışma bittiğinde kaç para kazandın ona bak"

 

İnançlara göre hayat bir devre veya iki devre sürebiliyor. Hatta dini inancı olanlara göre hayatın asıl ikinci devresi daha, çok daha uzun.

Bence de öyle.

 

Ama şu anda bu hayattaysak mutlu olmanın yolunu da bulmak zorundayız.

Valla ben sihirli formülü keşfettim dostum.

Püf nokta kendini tanımakta ve ona göre hareket etmekte.

 

İnsanın ruhu ve bedeni birbirine yapışık yaşamak zorunda olan ama birbirinden son derece farklı iki varlık. Hedonizm, ruhu yok sayarak bedeni mutlu etmeye odaklanmış bir yaşam biçiminin tanımı. Günümüzdeki birçok insan ise bedeni besleyebilmek için ruhunu koşturup duruyor.

 

İşte asıl önemli olan bu ikisini dengeleyebilmekte. Yani kısaca "Hür irade"

 

Evlilik, beden ruh dengesinin çoğu zaman karıştığı, karıştırıldığı bir sürece itiyor insanı. Cinsel doyumlar, alınan kilolar, çocuklar, hedefsiz hayatlar hep birer parmaklık oluyor ruhun etrafında. Oysa ruh ne kadar özgürse beden de o kadar mutlu oluyor da kimse farkında değil.

 

Evliliğinde bunu başarabilmiş kimse var mı bilmiyorum açıkçası. Özellikle 20, 30 yıl geçtikten sonra.

 

İşte, karşı cinsten iki insanın birlikte yaşamasını cazip kılan ise bence ruhun istediğinde çekip gideceğini ve bedenin de bunu engelleyecek durumda olmadığını bilmektir. Ruhunla bağlı olmak yani. Ruhu uçup gittiği, bedeninin evde kaldığı, sorumluluk duygusu diye tanımladığı ama aslında bulunduğu duruma göre sadece bir aptallık boyutunda olanları ayrı tutarım haliyle. Onlar evli ya da bekâr zaten konumuz dışı.

 

Yoksa atılan bir imza ve toplumsal mutabakatlar sadece senin legal olarak üreyebilmenin genel izinleridir aslında. İçerisinde gerçekten sevginin olabilmesi için ruhunla bağlanman ve kendi istediğin için orada olman gerek.

 

Evliliğe karşı değilim yanlış anlaşılmasın. Sadece insanın mutlu olma detaylarına kafa yoruyorum.

 

Yoksa işin kısa yolunu seçip üstadın dediği gibi; "Oh be! Libido gitti dert bitti" modeline odaklanıp suçu cinselliğe yıkıp pinpon yılları beklemeyi savunurdum.

 

Ama ruh ve beden dengesini kurabileceğimiz o kadar çok iş, öğrenecek o kadar güzel hobiler, gidecek o kadar uzun yollar var ki. Hem de "Hür iradenle" seçerek birlikte olduğun, sevdiğin, aşık olduğun insanla. "Evli misin?"den önce, "Ruhun nerde?" arkadaş, ondan bahset.

 

Uyan dostum, ilk yarı bitiyor.