Tamirci çırağı.

Tamirci çırağı.

Atatürk Havalimanı'nda yıllar sonra yasakları kaldırılıp Türkiye'ye dönen Cem Karaca'yı karşılayanlar arasında zamanın Günaydın Gazetesi muhabiri olarak ben de vardım. Başta annesi Toto Karaca olmak üzere belki bin kişi vardı. Büyük bir izdiham nedeniyle o zayıf, avurtları çökük, kalın plastik çerçeveli, koyu renk camlı gözlüklü, fötr şapkalı ve uzun saçlı adam yüksek volümden bir hırıltıyla herkese seslendi; "Durun bir nefes alayım. Hasretimi gidermeden öldüreceksiniz beni"

 

Bu olaydan yıllar önce daha küçük bir çocukken "Tamirci Çırağı"nın "İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları" nakaratına mahallemizin varoş, kültür sağcısı hali ve müzikte Ferdi Tayfur'a adapte olmuş tartışmasız biatıyla karşı çıkmıştım. Neye karşı çıktığımı da bilmiyordum. Kendimce "Lan böyle şarkı olur mu" havasındaydım.

 

Ta ki geçen gün Yavuz Bingöl'ün Tamirci Çırağı'nı dinleyene kadar. Orta yaş sendromundaki ruhum çocukluk bilinçsizliğimden intikamını hüngürdeyerek aldı. Ulan bu kadar duygusal bir parça olabilir miydi ve ben çocuk mocuk olmama rağmen bu kadar öküz olup bu şarkının içerisine tıklım tıkış doldurulmuş o duygu selini nasıl göremezdim.

 

CD'nin ilk şarkısını eskitmek üzereyim neredeyse. Böyle duygusal bir şarkıya takıldığımda kötü olurum. Sonunda o şarkının ruhumdaki tahribatını engelleyecek kadar çok dinledikten sonra normale dönebilirim ancak. Niyetim şarkıyı eskitmek aslında. Bir defasında da Candan Erçetin'in kına türküsü "Annemin yelkeni olsa"yı dinlerken böyle olmuştum. Sonra o hızla Sabiha Gökçen Havaalanındaki işim yerine sağa sapmayıp kış günü Konya'ya kadar gidip Selçuk Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nden bir akbaş kangal yavrusu alıp dönmüştüm. İnsan kendini bu kadar uzun metrajlı kaybedince sonunda anlamlı bir şey yapmış olmak için mazeret üretiyor işte. Elbette bu şarkının yıkıcılığında annemi bir süre önce kaybetmiş olmanın etkileri de vardı.

 

Bu defa da kendimi alakasız yerlerde bulmamak için şarkıyı süreklide dinleyip duruyorum. Sonunda küçük bir ışık çaktı. Hem şarkının üzerimdeki tahribatından kurtuldum hem de şarkının içerisindeki hikayenin arızasını buldum.

 

Altı çizili mısralarda ne diyor üstat;

 

Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları

Arkası puslu aynamda taradım saclarımı

Gelecekti bugün geri arabayı almaya

O romandaki hayali belki gercek yapmaya

 

Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan

Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan

Arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri

Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

 

Bizim tamirci çırağının reddedilişi, sonunda ustanın da söylediği gibi şarkının başından beri işçi olmasından ve aradaki sosyal uçurumdan kaynaklanıyor gibi gözüküyordu. Bizim oğlanın nasırlı ellerine karşılık onunkiler ak ve yumuk yumuktu, parmaklar da ojeli.

 

Fakat yukarıdaki dörtlüklerde görüldüğü üzere arkadaş tulumunu giymemiş. Kapıdan giren kıza gözlerini dikip ayırmadan bakan bir oğlan. Üzerinde tulum olmadığına göre de kim olduğu belli değil. Arabanın kapısını açması ise bir jestten öteye ucuz bir "Öpüyüm abi" kıvamında saygı gibi gösterilmiş sululuk hamlesi.

 

O tarihte altında otomobili olup tamire de kendi getirecek medeni cesarette, elleri ak ve yumuk yumuk, tırnakları ojeli, uzun eteği ve dalga dalga saçlarıyla ne idüğü belirsiz birisi için "Serseri" tabirinin kullanılması az bile kalmış.

 

Çırağımızın hatası tulumu çıkartmakta bence. Aşağılanmasının sebebi aradaki ekonomik ve sosyal uçurum değil, kültür farkı. Saçlarını taradıktan sonra çırağımız dana gibi gözlerini dikip kıza bakacağına tulumuyla birlikte arabada ne gibi tamiratın yapıldığını anlatacak medeni cesarete sahip olsaydı bir sonraki arızada kesin şansı vardı.

 

Yıllarımıza bir ideolojik şarkı tadında limon sıkan "Tamirci çırağı"nı bu acemiliği nedeniyle esefle kınıyor. Üstadın bu sözleri yazdığı yıllarda henüz bir kadına nasıl yaklaşılması gerektiğini bilmediğini düşünüyorum. Rahmetli bu konudaki rüştünü vefatından sonra bile ispatlamıştır gerçi.

 

Bu vesileyle toplumsal uçurum tespitindeki hatalarına rağmen yine de duygu yüklü bu şarkıyı ruhumuza kazıyan Cem Karaca'ya teşekkür ederim. Allah rahmet eylesin. Buyurun şarkının tamamı...

 

Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar

Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar

Elleri ak yumuk yumuk ojeli tırnakları

Nerelere gizlesin şu avucun nasırları

 

Otomobili tamire geldi dün bizim tamirhaneye

Görür görmez vurularak başladım ben sevmeye

Ayağında uzun etek, dalga dalga saçları

Ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları

 

Bir romanda okumuştum buna benzer bir şeyi

Cildi parlak kağıt kaplı, pahalı bir kitaptı

Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız

Yine böyle bir durumda tamirci çırağına

 

Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları

Arkası kuşlu aynamda taradım saclarımı

Gelecekti bugün geri arabayı almaya

O romandaki hayali belki gerçek yapmaya

 

Durdu zaman durdu dünya, girdi içeri kapıdan

Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan

Arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri

Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

 

Çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum

Gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum

Ustam geldi sırtıma vurdu, unut dedi romanları

İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları

 

İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları

 

İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları

 

İşçisin sen işçi kal giy dedi tulumları...